14 Aralık 2012 Cuma

Sanat Üzerine

Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılığın ve hayalgücünün ifadesi olarak anlaşılır.Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bu geniş anlama zaman içinde değişik kısıtlamalar getirilip yeni tanımlar yaratılmıştır. Bugün sanat terimi birçok kişi tarafından çok basit ve net gözüken bir kavram gibi kullanılabildiği gibi akademik çevrelerde sanatın ne şekilde tanımlanabileceği, hatta tanımlanabilir olup olmadığı bile hararetli bir tartışma konusudur. Açık olan nokta ise sanatın insanlığın evrensel bir değeri olduğu, kısıtlı veya değişik şekillerde bile olsa her kültürde görüldüğüdür.
Sanat sözcüğü genelde görsel sanatlar anlamında kullanılır. Sözcüğün bugünkü kullanımı, batı kültürünün etkisiyle, ingilizcedeki 'art' sözcüğüne yakın olsa da halk arasında biraz daha geniş anlamda kullanılır. Gerek İngilizce'deki 'art' ('artificial' = yapay), gerek Almanca'daki 'Kunst' ('künstlich' = yapay) gerekse Türkçe'deki Arapça kökenli 'sanat' ('suni' = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırır. Sanat, bu geniş anlamından Rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış, ancak yakın zamana kadar zanaat ve sanat sözcükleri dönüşümlü olarak kullanılmaya devam etmiştir. Buna ek olarak Sanayi Devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuş, 1950 ve 60'larda popüler kültür ve sanat arasında tartışma kaldıran bir üçüncü çizgi çekilmiştir.
Clive Bell, 1914 yılında Cezanne'dan etkilenerek yazdığı Sanat ('Art') isimli kitabında sanatın başat biçim ('significant form') olduğunu savunmuştur. Bell'e göre her biçim bu klasmana girmez, çünkü önemli olan çizgi, şekil ve renk ilişkilerinin kendi aralarındaki kombinasyonudur. Bu görüş temsilin sanatsal beğeniye etki etmediğini söyler. Sanatı tamamen estetikle bağlantılı olarak tanımlayan bu görüş, 20.yy'da Marcel Duchamp, Andy Warhol, Joseph Beuys gibi bildiğimiz anlamda estetik nesneler üretmeyen, görünümden çok kavramlara önem veren sanatçıların eserlerini kapsamadığından, bugün zamanında olduğu kadar etkili değildir.
R.G. Collingwood, 1938'da basılan Sanatın İlkeleri ('The Principles of Art') isimli kitabında sanatın temel olarak duyguların yaratıcı ifadesi veya dışavurumu olduğunu söylemiştir. Bunun yanında sanat ve zanaat arasında bir ayrım yapmıştır. Buna göre zanaat, malzemenin bir plan doğrultusunda daha önceden tasarlanmış bir son ürüne dönüştürülmesi iken sanatsal aktiviteler, araçlar ve amaçlar arasında, planlama ve uygulama arasında ayrım yapmayı gerektirmez. Bunun yanında bu görüşe göre, sanat herhangi bir duygunun da dışavurumu değildir. Bu duygu, ifade edildiği ana kadar açıklık kazanmamış olup, ifade edilişi onun keşfedilmesine neden olacak bir duygu olmalıdır. Bu aynı zamanda izleyiciyi de araştırmanın içine alır. Bu teori de sanat olarak kabul edilmeyen bazı aktiviteleri (örneğin bir psikoterapi seanslarını) sanattan ayırt edemediği gibi, sanat olarak kabul edilen bazı eserleri (örneğin Rönesans Döneminde, sanatçının duygularını açığa çıkarmak değil, dinsel duygular uyandırmak amacıyla yapılan resimler) kapsamadığı için, yerini değişik kuram aramalarına bırakmış, hatta tüm bu tanımlama çabalarının başarısız olması sanatın tanımının yapılmaya çalışılmasının ne kadar doğru olduğu tartışmalarını başlatmıştır.
Morris Weitz'ın 1956'da, Wittgenstein'ın görüşlerinden ve şeylerin özünü bulmaya karşı direncinden yola çıkarak ortaya attığı görüştür. Weitz'a göre Fry ve Bell, Tolstoy, Croce, Collingwood gibi kuramcılar, yaptıkları tanımlarda kendi kişisel sanat görüşlerini ifade etmekten öteye gidememişlerdir. Neo-Wittgenstein'cı görüşü özetlemek gerekirse, sanat açık bir kavramdır ve tanımlanamaz. Ancak bu, Weitz'a göre felsefi açıdan bir sorun yaratmamalıdır, çünkü aile benzerliği yöntemi kullanılarak neyin sanat olup olamayacağı konusunda hükümler getirmek olasıdır.
Kurumsal sanat kuramı, Neo-Wittgenstein'cı görüşünü reddederek sanatın tanımlanabileceğini ileri sürer.Bu fikir George Dickie tarafından ilk olarak 1973'te ortaya atılmıştır.
Dickie'nin ilk tanımı, Arthur Danto'nun da sanat dünyası fikirlerinden etkilenerek aşağıdaki şekilde oluşturulmuştur:
Sanat eseri: Bilinçli olarak insan elinden veya fikrinden çıkmadır. Belli bir sosyal kurum (sanat dünyası) adına hareket eden kişi veya kişiler tarafından, bazı kısımları hakkında fikir birliğine varılmış olunmalı, beğeni kazanmaya aday olmalıdır.
Filozof Richard Wollheim sanatın estetik değerlendirilmesi için üç yaklaşım önerir:
Estetik niteliğin insanın bakış açısından bağımsız, mutlak bir değer olduğunu öngören gerçekçi yaklaşım
Estetik niteliğin mutlak bir değer olduğunu, ancak insanın bakış açısına bağlı olduğunu savunan nesnel yaklaşım
Estetik niteliğin hem mutlak olmadığını hem de insanın bakış açısına göre değiştiğini söyleyen göreli yaklaşım.
Yapıldıkları tarihler bundan 40.000 yıl öncesine giden heykeller, mağara ve kaya resimleri bulunduysa da bu eserlerin anlamı, içinde geliştirildikleri kültür hakkında az bilgimiz olması sebebiyle tam olarak bilinmemektedir. Bilinen en eski sanat nesnesinin - üzerleri delinmiş bir salyangoz kabuğu dizisi - 75.000 yıl önceye dayanırsa da 100.000 yıl yaşında, muhtemelen boya saklamak için yapılmış kaplar da bulunmuştur.
Eski Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan, Eski Yunan, Roma, İnka, Maya, Olmek medeniyetlerinden günümüze birçok sanat eseri miras kalmıştır. Eski Yunan sanatı insan fiziğinin ideal oranlarda temsiline yoğunlaşmış, sonrasında Bizans ve Ortaçağ Avrupası'nda İncil ve dini motifler ağırlık kazanmış, bunları yücelten tarzlar geliştirilmiştir. Rönesans, fiziksel dünyanın resmedilmesi ve perspektifin sistematik olarak uygulanıp resimde üç boyut algısının oluşması yönünde teknikler geliştirmiştir.
Doğuda, İslam Sanatı'ında ikonografinin yasak olması nedeniyle geometrik şekiller, hat sanatı ve mimariye yoğunlaşılmıştır. Uzak Doğu'da da bu dönemlerde din, sanatsal üretime yön vermiştir. Hindistan ve Tibet renkli heykeller ve dans ön plana çıkarken dinsel resimler de bu pratiklerden beslenmiştir. Çin'de de kuyumculuk, bronz işçiliği, çömlekçilik, şiir, kaligrafi, müzik, resim, tiyatro gelişmiş, sanatsal eğilimler baştaki sülaleye göre değişiklik göstermiştir.
Batı'da 18.yy'da Aydınlanma ile birlikte rasyonel, saat gibi işleyen evren anlayışı gelişmiş, bu da Blake'in Newton'u kutsal bir geometrici gibi portrelemesi veya David'in propagandacı resimlerine yansımıştır. Daha sonra bu da yerini tepki olarak duygu ve birey olmayı ön plana çıkaran, akademik sanat, Sembolizm, İzlenimcilik, Fauvizm gibi 19.yy sanatsal akımlarına bırakmıştır.
20.yy sanat tarihi bitip tükenmeyen sanatsal arayışların yüzyılı olmuştur. Bu yüzden İzlenimcilik, Dışavurumculuk, Fovizm, Kübizm, Dadaizm, Gerçeküstücülük gibi akımların parametreleri, icat edildikleri yıllardan çok öteye gidemediyse de sonra gelen akımları etkiledi. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Modernizm kültüre hakim olmuş ve Theodor W. Adorno'nun 1970 yılında dediği üzere "Artık sorgulamadan kabul edilen şey, sanat hakkında hiçbir şeyin, ne sanatın kendisinin, ne sanatın bir bütün ile olan ilişkisinin ne de sanatın varolma hakkının, sorgulamadan kabul edilemeyeceği." Relativizm kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edilmiş, bu da çağdaş sanat ve postmodern eleştiri dönemini başlatmıştı.

28 Ekim 2012 Pazar

Al Amir Hussein

Ressam Al Amir Hussein Mombasa, Kenya doğumlu ve orijinal Swahili kabilesine ait. 
Al Amir, Old Town Mombasa Arapça,dan etkilenmiş dar sokaklarda oynayarak büyüdü. 
İlginç bir kültürel karışımı, doğu Kenya sahili ve Tanzanya Umman Araplar ve Portekizlilerle ikisi tarafından kolonize geçmişi oldu. 
Bugün Old Town Mombasa sokakları hala derinden Afrikalı Arap kültürleriyle dalmış Arap ve Latin mimarisini yansıtmakta.

Al Amir, Doğu Afrika kıyılarının zengin tarihi ve algı güçleri ve renk paleti üzerinde yarattığı etkilerini hatırlamak ve yansıtmak istediğini görebilirsiniz.
 Eserlerinin çoğu size beyaz badanalı duvarlar olabilir. 
Taş duvarlar bile onların yudum yudum tatlı kahve icen, insanlari serin tutma görüntülerini yansıtmakta. 
Hatta bu güne kadar Old Town biraz değişti - dar sokakları, parlak beyaz duvarlar ve kapılar ve mercimek süslü ahşap geçmişte bir hatırlatma olarak kalır.

27 Ekim 2012 Cumartesi

Benard Githogori


Ressam Benard Githogori Nairobi, Kenya, 27 Aralık 1975 yılında doğdu.

O, 1982-1989 ve Nairobi,de ilköğretim,e katıldı. Ressam Nyeri ilçesinde 1990-1993 Naromoru Boys ortaokula gitti. Okulda o diğer öğrencilerin kendi sanatsal beceri ve yeteneklerini beslemek için yardımcı oldu. Böylelikle sanat ve Tasarım Kulübü kurulmasına yardımcı oldu. O, 6 yasindayken sanatsal yetenegini keşfetti.

Sanatci İllüstrasyon, Grafik Tasarım ve Boyama Diploma kursu izlemiştir. 1994-1996 arasında, Nairobi Güzel Sanatlar Buru Buru Enstitüsü (Bifa)ya alındı. Üniversitede bu süre zarfında, onun çizimleri gerçekçilik ve çizimde üniversitede iyi öğrencilerinden biri haline gelmesini sağladı ve o boyama becerilerine ince ayari başardı.

Daha sonra bir grafik tasarımcı olarak farklı şirketlerde istihdam edildi. Ressam  bir pazarlamacı olarak diğer alanlarda yüksek öğrenimi takip edip ve halen Nairobi açık reklam şirketinde bir iş geliştirici olarak çalışıyor. Onun stili gerçekçilik ve soyut gerçeküstücülük.

O, çeşitli yerel sanat sergilerine katıldı, ancak Mart ayında çocuk işçiliği konusunda Nairobi Kenya Ulusal ILO / IPEC (Uluslararası Çalışma Örgütü) Sanat ve Fotoğraf Yarışması altında, Mor Görüntüleri Production tarafından liyakat belgesi verildi(2003).

Ona ilham Kenya'da farklı toplulukları ve onların farklı kültürlerinden gelen, tipik geleneksel Afrika yaşam geliyor. Ressamin sanatsal etkileri ikonik ultra-gerçekçilik. Benard şimdi Güney Afrika'da yaşıyor.

Martin Bulinya

 
Ressam Martin K. Bulinya Eldoret, Kenya yakınında Moiben adlı bir kasabada Temmuz 1961 - 21 tarihinde doğdu.

Bulinya Kenya Times ve True Love dergisinin yanı sıra, sahne tasarımcısı olarak Kenya Broadcasting ile İşbirliği (KBC) için çalışan için serbest illüstratör olarak çalıştı.

Bulinya, eserlerinde çok üretken bir sanatçı.  
 
Onun resimlerindeki duruş ve oluşumlar çeşitli Maasai insan karikatürleridir. 
 
Hemen hemen tüm eserleri ya boyalı veya sunta üzerine monte edilmiş ve gerçek eğlenceli ve ilginç Afrika sanatından örnekler vardır! 
 
Resimlerin çoğu yıpranmış malzemenin içinde çok kompleks detaylandırma var. 
 
Onun karakterlerinin her biri etkili bir duygu veren, pozlardır. 
 
Ressam eserlerinde dramatik konuşurken bazı karakterleri duyabiliirsiniz!
 

Koeh Sia Yong

Ressam Koeh Sia Yong, 1938 yılında doğdu. 
O, Güzel Sanatlar Nanyang Akademisi'nden mezun oldu.
O zamandan beri elli yılı aşkın bir süredir sanat dünyasında yaptığı araştırmalar üstlenmiştir. 
Onun eşsiz sanatsal tarzı ve mükemmel boyama teknikleri ile bilinen bir sanatçı. 
Ressam bugün de Singapur olağanüstü ve eserleri son derece toplanan sanatçılarından biridir.

70'lerde Koeh çocuk Sanat Dergisi, Xinzhou Gazetesi'nin çalışan bir sanat editörü oldu.

Onun, 80'li yıllarda, Nanyang Business Gazetesi'nin özel atanmış grafik sanatçısı olarak, siyasi karikatürler, dergi kapakları ve illüstrasyonlar çok sayıda üretti. 
Buna ek olarak, aynı zamanda sergiler ve etkinlikler meşgul oldu. 
O başarılı birçok solo ve karma sergilere düzenlenen ve iki katalog "Koeh Sia Yong Karikatürler" ve "Koeh Sia Yong Resim Sergisi" yayınlandı.

Araştırma / Forschung / Research: Icik Yakup

26 Ekim 2012 Cuma

Edvard Sasun

Ressam Edvard Sasun, Ermenistan, 1955 - dogumlu. 
Ermeni asıllı ressam şimdi Tayland,da yaşıyor ve çalışıyor.


Onun Figurativ tarzı kültürleri, renkleri ve insanların evlatlık ülke ve şarkta etkilenmeye devam etmektedir.


Erivan Devlet Üniversitesi, Ermenistan ve San Petersburg Akademisi'nde eğitilmiş, Rusya,da, Sasun,un eski SSCB,de kapsamlı eserleri sergiledi. 

Ayrıca, Europ'ART 2000, Cenevre'de gösterilen ve o son zamanlarda Tayland Ulusal Galerisi'nde.

Link


Araştırma / Forschung / Research: Icik Yakup

Leo Putz


Ressam Profesör Leo Putz (Merano, Sudtirol, 1869 -1940) bir Tyrolean sanatçı. 

Leo Putz ve sanatsal çalışmalarına Art Nouveau,da Empresyonizm ve Ekspresyonizm ile başladı. Eserlerinin Odak noktasında, nü ve manzara vardır.

Putz Güzel Sanatlar Münih Akademisi'nde ve Paris'te Académie Julian 1889,da okudu. Münih Secession,a tam üye olarak katıldı. 

1899'da sanatçı derneğin kurucularından, floe olarak çalıştı ve diğerleri Walter Georgi, Fritz, Erich Erler ve Adolf Munzer arasında yer aldı.

Dresden ve Kraliyet New Pinakothek Münih Devlet Galerisi, 1903 yılında eserlerinden birçok satın aldı. 

1905,de eserleri için Putz,a birçok madalya verildi. 1909 Shine Bavyera vatandaşlığını kazandı. Aynı yıl onun için bir önkoşul olarak profesör ünvanı verildi. 1913 yılında peyzaj ressamı Frieda Blell ile evlendi. 1923 Putz Gauting,e taşındı.

Putz Güney Amerika'ya ailesi ile Ocak 1929 yılında gitti. Putz Brezilya ve Arjantin'de 1933 yılına kadar çalıştı. 

1931 yılında Lucio Costa isteği üzerine O, Rio de Janeiro Academia de Belas Artes de profesörlük teklifini kabul etti. 

Güney Amerika eserleri Münih'te büyük bir sergide 1935 yılında Putz Almanya'ya döndükten sonra gösterildi.

Putz Nazizm,e muhalefet gösterdi. Onun çalışmaları "sanat dejenere" olarak sınıflandırılmıştır. Putz, 1936 yılında, Gestapo tarafından defalarca sorguya cekildi ve sonunda Sudtirol,a kaçmak zorunda kaldı. 

1937 yılında Almanya'da çalışmaları yasaklandı. İlerleyen yıllarda, 1940 yılında ölümüne kadar, eserleri kaleler ve bölgenin manzara ağırlıklı resimler oluşuyordu.

Link

Araştırma / Forschung / Research: Icik Yakup